Ah Eskişehir! Güzel Eskişehir!

eses3Yıllar önce, eşimin çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği Almanya’nın doğu sınırındaki küçük kasabaya gittiğimizde, aradan otuz yıl geçmesine rağmen herşeyin olduğu gibi hiç değişmeden kalmasına şaşmıştık. Sokak adları, kapı numaraları, çocuk parkındaki salıncak, fırıncı dükkanı, hatta dükkanın tabelası, kırtasiyeci, oturdukları ev en ufak bir değişikliğe uğramadan Türkiye’ye dönerken bıraktıkları haliyle karşılamıştı eşimi.

Bir şehrin geçmişin mirasını ve hatıralarını koruyarak ve geleceği gözeterek gelişmesi gerektiğini düşünürüm. İnsan gibi yani!

Geçmişin hatıraları deyince sadece kamusal yaşama ilişkin tarihsel nitelik kazanmış izleri kastetmiyorum. O şehirde doğmuş, büyümüş veya hayatının bir evresinde yolu şehre düşmüş sıradan insanların geçmişinden bir koku, bir tat, bir izlenim taşımalıdır şehir. Yaşadığımız şehrin geçmişimize ait bir görüntüyü saklayamaması ne tuhaf bir durumdur. Şehirler alzhemier hastalığına yakalanırlar mı? Sanki bu korkunç hastalığa yakalanmış şehirlerde yaşıyor gibiyiz.

eses6Çocukluğu Eskişehir’de geçen, Dumlupınar İlkokulunda okuyan Enis Batur bu tuhaflıktan duyduğu rahatsızlığı yazmıştı bir keresinde: Yıllar sonra Eskişehir’e geldiğinde, çocukluk hafızasından kalan bir görüntüyü, bir perspektifi yakalamak için ne denli uğraştığını, ama eskiye ait hiçbir şey yakalayamadığını anlatmıştı.

Enis Batur yine de şanslı sayılır. Çocukluğunun minik bir parçası Eskişehir’de geçmiş. Dolayısıyla kaybı pek büyük sayılmaz. Üniversite yıllarını saymazsak benim ömrüm Eskişehir’de geçti. Yenibağlar Mahallesi, Yenilik Sokak no: 69. Adresimiz buydu çocukluğumda. Severdim bu adresi. Mahalle ve sokak adındaki uyumdan dolayı, bir de nasıl yazılacağını öğrendiğim ilk sözcükler oldukları için.

Kaldırım taşlarına, rengarenk sıvalı evlerine, ağaçlarına, solgun ve titrek sarı ışıklı sokak lambalarına kadar kokusu, ışığı ve sesleriyle ruhumda tüm canlılığıyla kayıtlı bu sokak sanki esrarengiz olayları konu alan amerikan filimlerinde  seyrettiğimiz sahneler gibi aniden yok oldu. Sadece maddi varlığıyla değil ismiyle birlikte. Yaz güneşinin parlak ışıklarıyla şıkır şıkır yıkanan o sokak gitti, yerine geometrisi bozuk iki sıra yüksek duvardan ibaret, büyük bir labirentin güdük bir parçasını oluşturan karanlık ve soğuk bir koridor geldi.

Yanlış anlamayın; sızlanmak için söylemiyorum bütün bunları. Maksadım, nostalji duygusuyla geçmişe güzelleme yapmak değil. Belediyeden, şundan bundan şikayet etmek hiç değil.

eses5Diyeceksiniz ki “Hocam, ne yapılmasını bekliyordunuz? O mahallelerin, sokakların korumayı gerektiren tarihsel veya kültürel bir değerleri yoktu zaten!”  İşte, benim tam da bu yaklaşıma “itirazım var”. Ben kent kimliğinin sürekliliğine inanırım. Bu süreklilik içinde hemşehriler tarafından paylaşılan geçmişin önemli bir payı vardır. Geçmişten kastım yüzeysel bir tarihi-turistik anlayışı ifade eden geçmiş değildir. Geçmiş dediğimde kişilerin kent ile kurdukları, zaman içinde gelişen ve “aidiyet duygusunu” temellendiren uzun bir süreci anlarım. Bu bağlamda benim için Odunpazarı ile Akarbaşı, Deliklitaş, Işıklar, Bağlar ya da Esentepe vb. mahalleler arasında bir fark yoktur. Odunpazarı yüzyıllık diğerleri yetmiş, seksen yıllık mahalleler, öyleyse Odunpazarı tarihi, diğerleri değil, onlara istediğimizi yapabiliriz yaklaşımı saçma ve tehlikeli bir yaklaşımdır. Tehlikelidir, çünkü keyfi ve izafi bir eskilik anlayışına dayanan bu yaklaşım bir ağacın halkaları gibi gelişen şehrin tarihsel sürekliliğinin tahrip edilmesine, bunun sonucunda da aidiyet duygusunun önce zayıflamasına, sonra da tümden yok olmasına neden olur. Bir şehri ancak kendini oraya ait hissedenler koruyabilir. Bir şehir kimliğini, özgünlüğünü yitirmişse bunun sebebi orada yaşayanların aidiyet bağlarının kopmuş olmasıdır. Böyle bir şehir sahipsiz kalmış demektir.

Bağlar Mahallesinin, Işıklar ya da Esentepe’nin korunmasından söz etmemi yadırgamış olabilirsiniz. Evet, Porsuk Çayı’nın kuzey ve güneyinde yer alan ve çevre yoluyla sınırlanan seksenli yılların başına kadar oluşmuş bütün mahallelerin ana doku olarak korunması gerekirdi. Korumacılığın değişik türleri vardır. Odunpazarı’ndaki  evleri ya da Taşbaşı Çarşısındaki dükkanları günümüze ulaşmış haliyle aynen korursunuz. Buna karşılık Bağlar, Bahçelievler ya da Tunalı mahalleleri gibi yerleri arsa ya da parsel ölçeklerini, bahçe düzenlerini muhafaza ederek, kat yükseltilerini sınırlandırarak korumanız uygun olabilir.

Maalesef İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa gibi büyük şehirlerimizin başlarına gelenlerden diğer Anadolu şehirleri bir ders çıkartmayı başaramıyor. Aynı sıkıntıları çekmek kaderimiz olmuş sanki.

Eskişehir kimlik sahibi bir şehirdir bütün Anadolu şehirleri gibi. Ama bu kimliği ortaya çıkarmak ve onu anlamak o kadar kolay bir iş değildir. Kendi kendimize ya da günlük ziyaretçilerin izlenimlerine bakarak koro halinde “aman da ne güzel oluyoruz” demek ‘kitchleşme’ sürecini teşvik etmekten başka bir işe yaramaz.

 

Ah Eskişehir! Güzel Eskişehir!” üzerine 2 yorum

  1. Değerli hocam, zamansızlıktan her gönderinizi okuyamıyorum. Ancak yazının başlığı derdimi deştiği için olsa gerek bunu fırsat yaratıp okudum. Aidiyet duygusu ve izlerin korunması çok değerli kavramlar, size katılıyorum. internetten sanırım ulaşırsınız benim geçen yıl bildiri olarak sunduğum bir yazım var. Eskişehirde Kaybettiklerimiz: Çukur Çarşı. Okumanızı isterim. Selamlar.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s