Sabit Yazı

Türk Mektupları

Eski seyahatnameleri severim. “Nesini seversin?” diye sorarsanız pek çok sebep sıralayabilirim. Bir kere, gördüğüm-bildiğim yerlerin yüzlerce yıl önceki hallerini anlatan metinler beni fazlasıyla heyecanlandırır! Örneğin, büyük gezginimiz İbn Battuta’nın günümüzden tam 700 yıl önce, Eskişehir’den İstanbul’a giderken defalarca kenarından geçtiğim Mekece Köyünde  bir gece kaldığını, orada güzel bir şekilde ağırlandığını okuduktan sonra, Mekece benim için kenarından geçilen sıradan bir köy olmaktan çıkmıştır. Şimdi ne zaman oradan … Okumaya devam et Türk Mektupları

Sabit Yazı

“Dedem Mehmet Rıfat”

Kendi dedemden söz etmiyorum. “Dedem Mehmet Rıfat“ grafik sanatçısı ve reklâmcı Uğurcan Ataoğlu’nun dünya gözüyle tanıyamadığı dedesinin anısına yayımladığı kitabın ismi. Kitabı ilk kez A.Ü Çağdaş Sanatlar Müzesinde gördüm. Uğurcan Ataoğlu’nun işlerinden oluşan kişisel bir sergi vardı Müzede. Sanatçının yayımladığı kitaplar da bir sehpa üzerine öylesine bırakılmış gibi duruyordu. Kitaplara elimi sürüp sürmemek konusunda kısa bir duraksama geçirdim. Sergilenen eserlere el sürülmez ya! Böyle bir terbiye … Okumaya devam et “Dedem Mehmet Rıfat”

Sabit Yazı

Romanlarda Eskişehir

Şehirlerin de bir karakteri vardır. Bu yüzden sanatın her alanı, özellikle edebiyat şehirlere ayrı bir ilgi gösterir. Bir roman karakteri olarak şehir, bireysel ya da toplumsal karakterler kadar ilginç olabilir. Çünkü, şehir mimariden ibaret değildir. Sadece tarihsel bir varlık olarak da niteleyemeyiz şehirleri. Şehir; inançları, duyguları, değerleri ve durum alışları da içeren hayli karmaşık bir zihinsel yapıdır. İstanbul, Bursa, Şam, Bağdat gibi anıtsal şehirlerin karakter … Okumaya devam et Romanlarda Eskişehir

Sabit Yazı

“Siyah Rus”

Kitapçı raflarında göz gezdirirken “Siyah Rus” başlığını görmemle kitabı elime almam arasında geçen süre, sarı ışıkla arkamdaki arabadan gelen korna sesi arasındaki süre kadardı muhtemelen. Rus’un kızılını ve beyazını bilirdim ama siyahının olabileceği hiç aklıma gelmezdi! İsminin yanı sıra kitabın kapağı da çok çekiciydi; 40’lı ya da 50’li yıllarda yayımlanmış ucuz macera romanlarını andırıyordu. Aslında aradığım, bir roman değildi. Yaşlandıkça daha az roman okuma ihtiyacını hisseder … Okumaya devam et “Siyah Rus”

Sabit Yazı

Kardeşim Battûta!

Başlık bir mektubun girişi gibi olsa da, “kardeşim” sözcüğünün İbn Battûta’ya ilişkin bütün duygularımı özetlediğini düşünüyorum. Aramızdaki 700 senelik yaş farkı ona “kardeşim” dememe engel değil. Seyahatnamesini okurken çağları aşan bir kardeşlik, arkadaşlık, duygudaşlık etkisine kapıldım. 700 sene önce yazılmış bir kitap gibi değil de, sanki modern zamanlara ait bir aydının kaleminden çıkmış gibiydi seyahatnamesi. Gönül eğlendirmek için gezmelere çıkmış sıradan bir gezgin ya da serüvenci … Okumaya devam et Kardeşim Battûta!

330 Sözcük

Doğu Ekspresiyle yolculuk ediyordum diye, anlatmaya başladı Kornel Esti, memlekete doğru… Cayır cayır bir yaz günüydü. Oturduğum birinci mevki, perdeleri çekilmiş kompartımanda benim dışında üç bayan yolculuk ediyordu: üç Türk kadın, üç modern, herşeyiyle Türk kadın, çarşaf ve önyargı olmaksızın: büyükanne, anne ve onbeş yaşlarında “Küçük” diye çağırdıkları bir kız. Uzun süre hayran hayran izledim bu hoş aileyi. Büyükanne, anne ve kız; Alplerde kış, yaz … Okumaya devam et 330 Sözcük