Romanlarda Eskişehir

Şehirlerin de bir karakteri vardır. Bu yüzden sanatın her alanı, özellikle edebiyat şehirlere ayrı bir ilgi gösterir. Bir roman karakteri olarak şehir, bireysel ya da toplumsal karakterler kadar ilginç olabilir. Çünkü, şehir mimariden ibaret değildir. Sadece tarihsel bir varlık olarak da niteleyemeyiz şehirleri. Şehir; inançları, duyguları, değerleri ve durum alışları da içeren hayli karmaşık bir zihinsel yapıdır. İstanbul, Bursa, Şam, Bağdat gibi anıtsal şehirlerin karakter zenginliği en üst düzeydedir kuşkusuz. Köklü geçmişleri, gün görmüşlükleri, trajik alın yazılarıyla bu tarz şehirler her zaman sanatsal ilginin odağında yer alırlar. Günü geldiğinde şehirlerimizin layıkıyla kaleme alınmış hikayelerini, romanlarını okuyacağımızdan ve bunlar temel alınarak yapılmış sinema eserlerini izleyeceğimizden eminim.

Mütevazi bir Anadolu şehri olarak Eskişehir de “romanı yazılacak şehirler” listesinde sıranın kendine gelmesini beklemektedir. Dilinden anlayacak biri çıksa “Eskişehir’in hayatı roman olur!”

Eskişehir’in romanı henüz yazılmamıştır, ama pek çok şehir gibi fonda Eskişehirin yer aldığı romanlar vardır. Bir Eskişehirli olarak elimden geldiğince içinden Eskişehir geçen romanları okumaya çalışıyorum.

u%cc%88cbes%cc%a7“Romanlarda Eskişehir” denilince benim aklıma ilk gelen eser Adalet Ağaoğlu’nun “Üç Beş Kişi” isimli romanıdır. Ağaoğlu’nun diğer romanları kadar ilgi görmediğini düşündüğüm bu eserinde Eskişehir önemli bir yere sahiptir. İlginç kurgusuyla dikkat çeken roman, Eskişehirli sanayici bir aileyi merkeze alarak “üç beş” kişinin hayatından bir kaç saate sığdırılmış bir zaman kesitini sunar bize. Eskişehirli sanayici aileler listesi öyle uzun bir liste değildir. Bu nedenle romandaki ailenin kim olduğu konusunda benim bir tahminim var. Ama bunun pek fazla bir önemi yok. Çünkü romanın derdi bir aile tarihi değil.  Bu romanın daha ziyade 1980 öncesi aydın psikolojisini anlamamıza katkı sağladığını düşünüyorum. Mekan olarak Eskişehir, 80 öncesi yılların kasvetli ortamına bir hayli denk düşen bir tercihtir bana göre. Eskişehirlilerin hayatında trenlerin, tren seslerinin, gar binalarının önemli bir yeri vardır. Bu romanı okuyan Eskişehirliler artık unutmaya başladığımız tren seslerini/çığlıklarını derinden duyarak, çağrışımlarla yüklü bir çocukluk/ilk gençlik yolculuğuna çıkabilirler. Bende böyle bir iz bıraktı bu kitap.

Zevkle okuduğum, içinde Eskişehir olan diğer eser “Bir Türk Ailesinin Öyküsü” ismini taşıyor. orgaTeknik olarak romandan ziyade “anı” kategorisine dahil edebiliriz bu kitabı. Benim damağımda bir roman lezzeti bıraktığını söylemeliyim. Yazarı, İrfan Orga. Bu ismi çoğunuz duymamış olabilirsiniz. Zaten kitabın özgün dili İngilizce. İlk olarak İngiltere’de basılmış 1950 yılında ve kısa sürede çok satanlar listesine girmeyi başarmış. Türkçeye çevrilerek ülkemizde yayınlanması ise 1994 yılını bulmuş! Roman, Devleti Âliyye’nin yani Yüce Devletin son yıllarıyla Cumhuriyetin ilk yıllarını kapsıyor.  Yazar, Sultan Ahmet civarında bir konakta başlayan yaşamını son derece canlı, duygu yüklü sözcüklerle anlatıyor bize. Artık bilinçaltımıza itilmiş  İstanbul’un ve İstanbullu bir ailenin günlük hayatını bir tanık sıfatıyla anımsatıyor sonraki kuşaklara. Kitabı değerli kılan da bu hatırlatma işlevi bence. Yazarın yolu 30’lu yıllarda-benim ailemin de Eskişehir’e geldiği yıllar- Eskişehir’e düşüyor. Hava Kuvvetlerinde pilot olması dolayısıyla ailesiyle bir süre şehrimizde yaşıyor yazar. Kitapta Eskişehir’e 30 sayfa kadar yer ayrılmış. Kitap başından sonuna okuyucunun ilgisini diri tutmayı zaten başarıyor. Eskişehirli okuyucular için Odunpazarı ve Köprübaşının o dönemdeki atmosferini anlatan satırlar fazladan bir armağan sevinci yaşatıyor.

zu%cc%88hreEskişehirle ilintili bir diğer roman Kemal Bilbaşar’ın “Zühre Ninem”  isimli otobiyografik özellikler taşıyan romanıdır. Halk arasında 93 Harbi diye bilinen Osmanlı-Rus Savaşının (1877-1878) neden olduğu “Büyük Bozgun”un ardından yerinden yurdundan edilen bir Rumeli ailesinin öyküsü anlatılır bu romanda. İrfan Orga ile Kemal Bilbaşar arasındaki ortak nokta her ikisinin de kitaplarında ana karakter olarak büyük annelerini (ninelerini) anlatmalarıdır. Son derece güçlü kişiliklere sahip kadınlardır bunlar. Özellikle Kemal Bilbaşar’ın ninesiyle “Hacıninem” arasında benzerlikler bulmuştum okurken. Zühre Nine Porsuk Çayını ilk gördüğünde “Vardar kadar büyükmüş buranın ırmağı da…” der. Eskişehir’e daha önce gelmiş akrabası şöyle yanıtlar onu: “Vardar’a çok benzer… Kışın azgınlaşıp taşar. Zemheride de donar… Şehrin havası da Küpürlü’nün havasına benzer. Kuru soğuğu aman Allah burun koparır… Kapının demir tokmağını tuttun mu, yapışır avucun ossaat. Bu benzerlik yüzünden Urumeli’nden İzmir’e, Aydın’a, Bergama’ya göçmüş olan Küpürlülü macırlar, birer ikişer bura gelip yerleşiyler…” Benim ailem Tuna boyundan geldiği için Porsuk onları o kadar etkilememiş olabilir! Ama onlar da Eskişehir’in havasını “memleket” havasına benzetirlerdi. Kemal Bilbaşar’ın anlattığı Eskişehir 1900’lü yılların başlarındaki Eskişehirdir: Hoşnudiye Mahallesi, ermeni komşular, Sıcaksular, Köprübaşı, İstasyon, hamamlar, salepçiler, simitçiler, faytoncular, arabacılar herhangi bir okuyucudan çok daha fazla karşılığını bulur Eskişehirli okurun zihninde.

img_0340Eskişehir’e gelen Rumeli muhacirlerinden söz edince Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Halime Doğru’nun hatıralarını da not etmeliyiz bir kenara. Her ne kadar hatıralar ayrı bir yazı konusu olsa da, değerli tarihçi Halime Doğru’nun anılarını topladığı “Anavatana Kavuşunca Memleket Hasreti Başlar” isimli kitabı Bilbaşar ile Orga’nın sözünü ettiğimiz kitaplarıyla birlikte çok iyi gider  bence. Bilbaşar 1900’lerin başındaki Eskişehir’i, Orga 1930’ları anlatıyor. Halime Doğru da 1950’den sonraki Eskişehir’i yine muhacir bir ailenin içinden anlatıyor bize.

Eskişehir’le ilgili romanlar dizisine eklenebilecek başka kitaplar da vardır muhtemelen. Aklıma mesela Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Yaban”ı geliyor. Arka planda mekan olarak Sivrihisar’ın bir köyü yer alıyor bu ilginç romanda.

İçinde Eskişehir’in yer aldığı sizin bildiğiniz başka romanlar varsa, onları “yorumlar” kısmında paylaşmanızı bekliyorum sizden değerli okurlar!

Romanlarda Eskişehir” üzerine 7 yorum

  1. En favori öykücüm Cemil Kavukçu’nun Suda Bulanık Oyunlar adlı romanı ismi hiç zikredilmese de 80 öncesinin ve ergenlik-gençliğimizin kasvetli Eskişehir’inde geçer.

    Beğen

  2. Yine Adalet Ağaoğlu’nun Fikrimin İnce Gülü romanı bir gurbetçinin Kapıkule’den Sivrihisar/Ballıhisar’a yolculuğu boyunca 70 ler Türkiye’sinin Panoramasını da yansıtır.

    Beğen

  3. Title: Çevre penceresinden Eskişehir’in dünü, bugünü, yarını
    Author: Öğütveren, Ülker Bakır.
    ISBN: 9789750605888
    Publication Information: Eskişehir: T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2009.
    Physical Description: 170 p. : col. ill., col. maps ; 21 x 30 cm.
    Series: T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları No: 1896 Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayınları No: 3
    Series Title: T.C. Anadolu Üniversitesi Yayınları No: 1896 Çevre Sorunları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayınları No: 3

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s