Üniversite Kapıları

Bildiğiniz kapılardan söz ediyorum. Eskilerin “nizamiye kapısı” ya da “cümle kapısı” dedikleri ana giriş kapılarından. Bir türlü sevemedim bu kapıları. İnsan, kışlaya mı giriyorum acaba duygusuna kapılıyor buralardan geçerken. Yanlış anlamayın anti-militarizm edebiyatı yapacak değilim. Her ne kadar bir zamanlar kapıda duran güvenlik görevlilerinin, makam arabalarının içindeki yöneticilere esas duruşta selam vermelerine hayretle bakmış olsam da, benim rahatsızlığım başka. Benimki tamamen estetik / mimari kaygılarla ilgili.

Zevksizliğin ötesinde bir çirkinlik var bu beton yığınlarında. Daha iyisi yapılmalıdır da demiyorum. Üniversitelere bu tarz girişler yapılmasını tümüyle lüzumsuz buluyorum. Zaten hiçbir işlevi yok bu yapıların.

Üniversitelerin böyle bir merakı var. Gösteriş ihtiyacı mıdır, üniversiteye bir görkem katma arzusu mudur, artık bilemiyorum. Neredeyse her kampüsün girişinde görüyoruz bu tarz “yapıları”.

istBen bu cümle kapısı yapma merakını İstanbul Üniversitesi’nin Bayezıd Meydanındaki meşhur kapısının yarattığı etkiye bağlıyorum. O kapı biliyorsunuz Türkiye’de üniversitenin bir simgesi olmuştur. Üniversitelerle ilgili bir haber çıktığında basılı ve görsel medyada hemen o kapının görüntüsü kullanılır. Sanırım simge, zaman içinde bir imgeye dönüştü ve birbirinden ilginç (!) tasarımlar ortaya çıktı.

Tabii hepsi kışla kapısına benzemiyor. Bazıları büyük otellerin giriş kapılarını andırıyor, bazıları da hava alanlarını. Yenilerde yapılanlar ise restorasyon faciasına uğramış tarihi eserler gibiler.

Bizimkine gelince; Akademi zamanında hatırladığım kadarıyla kapıya benzer bir şey yoktu ana girişte. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda bisikletimle yokuş aşağı rüzgar gibi geçerdim buradan. Mevcut kapıdan ise ilk kez araştırma görevliliği sınavına girmek için geçmiştim. Seksenli yılların başlarında yüksek demir parmaklıklarla kapı iyice sağlamlaştırılmıştı. Akşam mesai bitiminde sımsıkı kapatılırdı. Kampüsü çepeçevre kuşatan hendek misali su kanalı ile birlikte eski kaleleri anımsatırdı bu durum bana. Arkadaşlarla şakalar yapardık. O zamanlar çok rahatsız edici gelmezdi; hatta güzel bile görünürdü bize. Çünkü, çok gür bir sarmaşık kaplardı beton yapının her yanını. Betonu hissetmezdiniz. Yaz mevsiminde kampüsle uyumlu bir şekilde yemyeşil olurdu ana giriş. Sonbaharın gelmesiyle kıpkırmızı bir renge bürünen sarmaşık bu sefer bambaşka bir güzellik yayardı çevreye. Sonra ne olduysa tek başına küçük bir ormanı andıran bu sarmaşığı deyim yerindeyse “temizlediler”. Beton bütün soğukluğuyla ortaya çıktı. Daha sonra da kısmen tuğlayla kaplanarak bugünkü halini aldı. Şu andaki durumunu kışlayla kiremithane arasında kararsız kalmış bir tuhaf yapıya benzetiyorum.

Bence zorlamaya gerek yok. Mimari yeteneklerimiz belli. Ürünler ortada. Mütevazi düşünelim. İşlevi ve yalınlığı önplanda tutalım. Sonuç büyük olasılıkla daha iyi ve risksiz olacaktır.

Diğer üniversiteler ne yapar, ne eder, onların bilecekleri iş. Ama bizim için Yunusemre Kampüsünün Bağlar girişindeki beton blokun kaldırılması üzerinde düşünmeye değer bir konudur. Eczacılık girişindeki beton yığının da. 

Şöyle bir gözümüzde canlandıralım: Bağlar tarafından Yunusemre Kampüsüne geldiğinizi düşünün. (Üniversite önündeki kavşak artık Alpu Kavşağı görünümünde değil, şimdi daha iyi) Girişin tam karşısında bir an durun ve o beton blokun olmadığını hayal edin. Ne göreceksiniz? Tatlı bir meyille ve hafif bir kavisle yukarı tırmanan kesintisiz, güzel bir yokuş değil mi! Giriş yolunun solundaki koru tüm güzelliğiyle kendini gösterecek. Yolun sağ tarafındaki taştan yapılmış istinat duvarı (duvardaki gereksiz çöp kovaları kaldırılırsa daha iyi olacak) ve onun üzerindeki ağaçlar da tüm doğallığıyla yine kesintisiz bir şekilde görüş alanımıza girecek. Kampüse hem girerken, hem de çıkarken gözümüz gönlümüz açılacak böylece. Güvenliğin ihtiyaç duyduğu ve trafik akışının gerektirdiği düzenlemeler daha basit bir şekilde hayata geçirilebilir. Bunlar yapılırsa emin olun kampüsümüz daha güzel bir kampüs olacak.

 

Üniversite Kapıları” üzerine 2 yorum

  1. Recai hocam yazısı ile çok gerekli bir tartışmayı da açmış oldu. Gerçekten teşekkürler. Recai hocamın yazısının sonunda yer alan resimler bu fonksiyonel ve estetik kaygıları açıkça ortaya koyuyor. Bu yapıların bir kimliği olduğu konusu tartışmalı. Böyle strüktürlerin üniversiteye mi, hastaneye mi, havalimanına mı, otele mi girişi sembolize ettikleri tartışılır. Bir de tartışmanın bir ucu “özgür üniversite”nin kavramsallıktan çıkıp biraz da fiziksel bir görünüme bürünmesine de dayanıyor. Eğer üniversite özgür ise neden kapısını anıtlaştıracak bir strüktüre ihtiyaç olunsun. Bir tabela ve yönlendirme araçları ve estetik bir aydınlatma ve peyzaj ile pekala da bu giriş özelleşir. Strüktürler ve anıtlar, heykeller ise kampüs içinde gerekli ya da arzu edilen yerlerde yer alır ve üniversiteye, kente bir kimlik kazandırır. Güvenliği dert etmeye de gerek yok. Eğer kötü niyetli bir kişinin kötü niyetli bir hedefi varsa emin olun bunu o kapı olsa da gerçekleştirir olmasa da. Belki daha yeşil, daha fazla peyzajın ön plana çıktığı ve Recai hocamın da belirttiği yeşil dokunun verdiği huzur ve sakinliğin mekanlar ortaya çıkarsa kimse girişte devasa, insanı ezen bir strüktüre ihtiyaç olduğunu iddia edemeyecek ve hatırlamayacaktır.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s