İki Film Birden: Müslüm ve Bohemian Rhapsody

Ne ilginç bir tesadüf!

Freddie Mercury’nin hayat hikayesini konu alan “Bohemian Rhapsody” filmi ile Müslüm Gürses’i anlatan “Müslüm” filmi sinemalarda aynı anda gösterime girdi. Ben  her iki filmi de izledim. Hem de ardı ardına.

Çocukluğumda “iki film birden” izlemişliğim çoktur. Şan Sinemasında üç film birden izlediğimiz olurdu. Gündüzün aydınlığında girdiğimiz sinemadan gecenin karanlığına çıktığımızda geçici bir körlük yaşardık! Köhne sinemanın tuhaf kokularla harmanlanmış kirli havasıyla dolu ciğerlerimize çektiğimiz serin ve taze oksijen, dışarı adım attığımız ilk anda başımızı döndürürdü.

* * *

“Müslüm” filmi bitince konforlu salondan AVM’lerin yapay havalandırmalı ve ışıklı ortamına adım attık gerçi. Ama 60’ların, 70’lerin, 80’lerin havası tüm benliğimize sinmişti bu sefer. Filme söylenecek bir sözümüz yok. Güzeldi; çok güzeldi. Filmin damağımızda bıraktığı lezzeti bir süre daha muhafaza edip evimize dönebilirdik. Öyle yapmadık. Biraz kafamız dağılsın arzusuyla, biraz da “bakalım onlar ne yapmış” merakıyla “Bohemian Rhapsody” filmine geçtik. O da güzeldi. Enteresan bir şekilde paralel bir dünyaya adım atmış gibi hissettik kendimizi. Müslüm’ü az önce seyretmemiş olsaydık “de javu” sözcüğüyle ifade edebilirdim durumu.

Müslüm ile Freddie’nin ayrı dünyaların insanı olduklarını inkâr edecek değilim elbette. Her iki filmi birbirine yaklaştıran şey kalp sahibi iki müzik adamının hikayelerini anlatıyor olmalarından ibaret. Seyrettiğinizde ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Hangisi daha iyiydi diye sorarsanız, ben oyumu hiç tereddüt etmeden “Müslüm” lehine kullanırım. Senaryo, kurgu, görüntü yönetimi, mekân, oyunculuk ve diğer sinema şeyleri açısından bir eksik göremedim Müslüm’de. Ama fazladan bir şey buldum: Edebiyat lezzeti.

Oyumu Müslüm’den yana kullanmamın sebebi filmin senaryosunun bir edebiyat eserine dayanmamasına karşın edebi bir tat taşımasıdır.

Bohemian Rhapsody ise iyi bir müzikalin sınırları içinde kalmış bence.

Haddimi aşarak sinema-edebiyat ilişkisi üzerine ukalâlık yapacak değilim. Bir izleyici olarak sinemanın edebiyatın gücüne, hatta daha fazlasına sahip olduğuna inanırım. Edebiyat, son tahlilde seçkin bir okura ihtiyaç duyar. Sinema ise herkese hitap edebilme potansiyeline sahip. Anlatım olanakları açısından edebiyatın hiçbir türünden geri kalmaz.

Usta yönetmen Nuri Bilge Ceylan bir keresinde “sinemanın Dostoyevskisi henüz gelmedi” anlamında bir lâf etmişti. Bense şöyle düşünürüm: “Yeter ki iyi sinemacılar gelsin. Dostoyevskiler zaten gelmişlerdir; gelmeye de devam edecekler!”

“Müslüm” filmi yapımcısından yönetmenine, oyuncusundan kostümcüsüne iyi sinemacıların bir eseri.

Müslüm filmine ilişkin eleştirilerden birinde arabesk müziğin doğduğu sosyolojik ve siyasi koşulların ihmal edilmiş olmasına dikkat çekilmiştir. Bence arabesk sorunu açısından sosyolojik ve siyasal koşullara gönderme yapmaya veya o bağlama oturtulmaya en müsait film figürü Orhan Gencebay’dır; Müslüm değil. Orhan Gencebay filmi için Müslüm filmindekinden çok daha fazla entelektüel birikime ihtiyaç duyulacağını belirtmeliyim. Aslında Müslüm filminin kısa bir sahnesinde 12 Eylül darbesine gönderme yapılıyor. Radyodan Kenan Evren’in darbe bildirisini dinleyen Müslüm’ün yumruğunu öfkeyle masaya indirdiği bu sahne bile bana filmin bütünlüğü içerisinde gereksiz göründü. Bilemiyorum ama 12 Eylül, Müslüm’ün pek de umurunda değildi sanki.

Biografiler sinemamız açısından muazzam bir kaynak niteliğinde. Bu türde çok daha fazla sinema yapımlarına ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Maalesef, ülkemizde biografi türünden eserler hem nitelik hem de niceliksel yönden hayli düşük düzeyde. İyi sinema ürünleri açısından öncelikle bu alandaki eksiklerimizin giderilmesi gerekli.

İki Film Birden: Müslüm ve Bohemian Rhapsody” üzerine 4 yorum

  1. Evet Müslüm Filmi güzel ama senaryo nedense Müslüm Gürses’in hayatını tam olarak yansıtmıyor, bazı şeyler değiştirilmiş… Diğer taraftan Edebiyat Sinema ilişkisi konusunda hep aklımda olan birşey var İnce Memed bir sinema filmi serisi ya da dizi olarak işlenemez mi? Bence çok güzel olurdu. Roman deyince illa Rus ya da Fransız Edebiyatına gitmemize gerek yok. Keşke elimizde olanların kıymetini bilebilsek…

    Beğen

    1. İnce Memed 1984 yılında Peter Ustinov tarafından çekildi ve bir şeye benzemedi. Kanaatimce bazı edebi eserler edebi eser olarak kalmalı..

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s